kimdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fatih Sultah Mehmed Kimdir?

Yorum Bırak



29 Mart 1432 yılında doğan Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, uzun boylu, dolgun yanaklı, kırmızı - beyaz tenli, kırık burunlu, kolları adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemasından birisi idi. Yedi tane yabancı lisan bilirdi.Âlim, şâir ve sanatkârları toplar ve onlarla sohbetten çok hoşlanırdı. Gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacağı işler hususunda, en yakınlarına bile hiç birşey sızdırmazdı. Fatih Sultan Mehmed’in ömrü seferlerle geçti. Yıkılmaz diye bilinen Bizans’ı yıktı. İstanbul’u fethetti. Ayasofya kilisesini camiye çevirdi. Kıyamete kadar câmi olarak kalmasını istediği bu muhteşem mâbed için mükemmel bir vakfiye yazdırttı. (Bu vekâlet Arşivi Tapu Defterleri No:20, 27, 167, 251 )

1127 sene kilise, 481 sene de câmi olarak kullanılan Ayasofya, 1934′de müze haline getirildi. Fatih, Enez’i, Galata ve Kefe’yi Osmanlı topraklarına dahil etti. Limni, İmroz, Şemendirek, Taşoz, Bozcaada ve Boğdan’ı ald. Belgrad’ı muhasara ettiği zaman çarpışmaya bizzat katıldı. Alnından ve dizinden ciddi şekilde yaralandı. 1458′de Mora’yı kısmen, bir sene sonra da Sırbistan’ı tamamen aldı. 1461′de Amasra’yı ve İsfendiyar Oğulları Beyliğini Osmanlı topraklarına dahil etti. Trabzon Rum İmparatorluğunu ortadan kaldırdı. 1462′de Romariya, Yayçeve Midilli’yi aldı. 1463 senesinde Papa’nın büyük gayretleri ile toplanan ve savaşa katılan herkesin altı aylık günahının affolunacağı ilân edilen 20 devletin katıldığı bir haçlı ittifakı ile 16 sene savaştı. 1463′de Bosna’yı fethetti ve Hersek’i de tabiiyeti altına aldı. 1466′da Konya ve Karaman’ı aldı. Arnavutluğu tamamen Osmanlı topraklarına kattı. 1470′de Ağrıboz’u aldı. Uzun Hasan’ı Otlukbeli savaşında kesinlikle yendi. Zafer şükranesi olarak kırk bin esiri salıvererek, hürriyetlerine kavuşturdu. 1476′da Boğdan’ı Osmanlı topraklarına kattı. Otuz sene içinde tam yirmibeş seferi bizzat kendisi idare etti. 900.000 bin km² olan topraklarını 2.214.000 km² ye çıkardı. Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarafından tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadı. Venedikliler, bu büyük hükümdarı, aslen bir yahudi olan Maesto Jakopo isimli bir doktor vasıtasiyle zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger’e göre bu suikastçı doktor, Yakup Paşa unvanı ile sarayın doktorları arasında bulunuyordu.

1481 Mayısının üçüncü günü yine bir sefere çıkmışken, Gebze’de ordugâhında Perşembe günü vefat etti. Papa, Büyük Hakanın ölümünde tam üç gün üç gece bütün kiliselerin çanlarını çaldırtarak sevinç ayinleri yaptırdı. Fatih 49 sene bir ay beş gün yaşadı. İki imparatorluk, dört krallık ve onbir prenslik yıkan büyük hükümdarın cenaze namazı Fatih Camiinde Şeyh Muslihiddin Mustafa Vefa Efendi
Hazretleri kıldırdı. Türbesi Fatih Camii yanındadır.

Fatih, Müslüman Türk Milletine yapmış olduğu büyük hizmetlerle, dünyanın en büyük hükümdarlarından birisi olduğunu isbat etmiştir. İstanbul gibi, cihanın bir incisi olan, bu muhteşem beldeyi Türk Milletine kazandırmıştır. Yapmış olduğu çalışmalar ile memleketinde büyük çapta bir imar hareketini gerçekleştirmiştir. Bugünün üniversitesi olan (Fatih Külliyesi) ni 1470 senesinde tamamlamış, İstanbul’u fethettiği zaman 8 tane kiliseyi camiye çevirmiş, etrafındaki papaz odalarını da medrese yapmıştır. Ayrıca birçok Anadolu kasabasında da medreseler yaptırmıştır. Hz. Eyyüb EI - Ensâri’nin (r.a.) kabri Fatih zamanında keşfedildi. Delâil-i Hayrat müellifi Şeyh Süleyman Cezuli ve Allame Ali Kiasi Fatih devrinde vefat ettiler.

Erkek Çocukları: Mustafa, İkinci Bayezid, Cem, Korkud.

Kızı Çocukları: Gevherhan Sultan.

Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/221720-fatih-sultan-mehmet-kimdir-hayati-ve-yaptiklari-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html#ixzz3nuSact4Y
Devamını Oku..

IV. Murat Kimdir?

Yorum Bırak
1612 yılında İstanbuld'da dünyaya gelmiştir.Sultan 1. Ahmed'in ve aslen rum olan Anastasya(Kösem Sultan olarak bilinir) oğludur. 4. Murat 14 yaşında babasının ölümü üzerine tahta çıkmış, annesinin himayesinde yönetim sergilemiştir. Abisi genç Osman'ın gözünün önünde öldürülmesi sebebiyle çok sert ve içine kapalı bir kişiliğe bürünmüş, ayrıca fiziksel olarak çok güçlü biri olarak anlatılır.


En güçlü osmanlı padişahı olduğu söylenir güç olarak. Attığı okların ve mızrakların seviyesi çok ileri olup bunlar hakkında şiir bile yazılmıştır. Ayrıca 4. Murat içki,tütün ve kumarı Osmanlı'da yasaklamış, meyhaneler kapattırmıştır. Geceleri tebdili kıyafet giyerek bunların denetimini yapması ile meşhurdur. 4. Murat zamanında yeniçeriler iyice azıtmış ve isyanlar çıkarmaktaydı. Zorbalıkları artan yeniçerilere 4. Murat kendi güçlü kişiliği ile düzene getirmiş, tımar sistemini düzeltmiş ve orduda disiplini sağlamak yönünde ıslahatlarda bulunmuştur. 4. Murat, Lehistan üzerine sefere çıkmış ve burada anlaşma sağlanmıştır. Ardından Safevi devleti Osmanlı yönetimindeki Bağdat'a saldırınca doğu seferine yollamış ordusunu ve burada anlaşma sağlanarak, ülkemizin bugünkü doğu sınırlarını oluşturan Kasr-ı Şirin anlaşması imzalanmıştır. Batıda da Venediklilerin, Osmanlı topraklarına girmesi üzerine Venedik seferine hazırlanan 4. Murat, yakalandığı hastalık nedeniyle İstanbul'da vefat etmiştir(1640). 4. Murat zamanında yapılan ıslahatlar ile ülke bir nebze olsun düzelme göstermiş, Sultan Murat ülkede disiplin sağlaması, güçlü kişiliği ve ön plana çıkmıştır. İmam ı Azam'ın türbesini yaptırmıştır. 4. Murat'ın cenazesi babası birinci Ahmet'in türbesine defnedilmiştir.


Devamını Oku..

Nizamülmülk Kimdir?

Yorum Bırak
1018 yılında İran-Tus şehrinde doğmuştur. İlk görevini şehir idaresinin bulunduğu Gazne Devleti için yapmıştır. 1059 yılında Gazneliler'in Horasan Valisi olmuştur. 1063'den itibaren Selçuklular himayesine geçen Nizamülmülk 1064 yılında Büyük Selçuklu Devleti'ne vezir olarak atandı.

Memleketin nizamlarının kurucusu anlamında olan Nizamülmülk ismi Abbası halifesi Kâim bi Emrillah tarafından verildi. Kendisinin Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam'ın sınıf arkadaşı olduğu söylenir.(Fakat aralarında 30 yaş fark vardır)
1092 yılında bir derviş tarafından öldürülmüştür(Bu derviş muhabbeti burada anlatılmakta...
Türk devletleri arasında ilk gelir-gider testini yaptıran vezir olmuştur. Ayrıca öğrencilere sağlanan yurt ve bursların da mucididir. Eğitim gönüllüsü yapısıyla dikkat çeken bu devlet adamı, Dünya'daki ilk istihbarat teşkilatının da kurucusu olmuştur. Dünya devletleri arasında da gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarından biri olarak gösterilir.

Nizamülmülk'ün asıl adı  Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî'dir. Siyasetname isimli kitabın da yazarıdır.Nizamülmülk'ün mezarı, bugün İran'ın İsfahan kentinin kenar mahallerinden birinde, Sultan Melikşah ile birlikte ve Selçuklu ailesinden pek çok isimle birlikte mütevazı bir türbede bulunmakta ve Hoca Nizamülmülk olarak bilinmektedir. Bazı kaynaklara göre İran devleti türbeyi bakımsız bırakmıştır.

Devamını Oku..

Hasan Sabbah Kimdir?

Yorum Bırak
Hasan Sabbah, 11. yüzyılın ortalarında yani 1050'li yıllarda doğmuştur. On iki imam Şiiliği'nin kalesi olan Kum kentinden dünyaya gelmiştir. Rivayete göre Yemen kökenlidir.Dini eğitimini Rey şehrinde alan Hasan Sabbah, bu sırada İsmaili bir refik ile karşılaşmıştır. Kendi otobiyografisinde bu olayı şöyle anlatır:
"Çocukluk günlerimden beri öğrenmenin her türlüsüne yönelik içimde bir aşk uyanmıştı. Din alimi olmak istiyordum. On yedi yaşıma kadar bilginin arayıcısı ve araştırıcısı oldum. Rey şehrinde Emire Zerrab adında bir refikle karşılaştım. İsmaili öğretisinin felsefeden ibaret olduğunu düşünüyordum. Emire Zerrab iyi huylu bir adamdı. İlk sohbetimizde "İsmaililer böyle böyle söylüyor" diye anlatmıştı. Ben de ona "dostum, bana onların kelimeleriyle konuşma, kelamları dine aykırıdır" demiştim. Aramızdaki tartışmalar sonucu inandığım her şeyi çürüttü ve yok etti. Düşündüm de gerçek iman muhakkak bu olmalı. Lakin şimdiye dek bunun farkına varamamıştım. Artık ecel saatim geldi ve hakikate vasıl olmadan ölümü tadacağım."
Edward Fitzgerald tarafından Rubaiyat tercümesinin önsözündeki bir hikayede Hasan Sabbah, Nizamülmülk ve Ömer Hayyam'ın sınıf arkadaşı olduğu ve aralarında yaptıkları anlaşmayla hangisi başarı kazanırsa, diğerlerine yardım edecekti. Nizamülmülk vezirlik makamına yükselince ikisine de valilik teklif etmiştir. Hayyam kendisine bir maaş bağlanmasını, böylelikle başıboş dolaşmayı, Hasan ise saray içerisinde daha yüksek bir makam istemiştir. (Aslında Ömer Hayyam öyle yapmamıştır, buradaki makalemde gerekli açıklama mevcuttur...)

Hasan çok geçmeden vezirlik makamına gözünü dikince Nizamülmülk onu lekelemiştir. Bunun üzerine Hasan Sabbah intikamını alacağı Mısır'a gitmiştir. Bu hikayedeki tutarsızlık ise bu üç arkadaşın arasında 30'a yakın yaş farkının olmasıdır.
Nizamülmülk-1018, Ömer Hayyam-1048, Hasan sabbah-1050(yaklaşık olarak) doğmuştur. Yani sınıf arkadaşı olmaları imkansızdır...
Hasan Sabbah daha sonralarında dikkatini İran'ın kuzeyinde bulunan, Deylem bölgesi çekmiştir. Buradaki halk İslam'ı zorla kabul etmeyen, toprakları zor fethedilen, savaşçı ve eski gelenekleri sürdüren yerli bir halkın kontrolündeydi. Sabbah burada müritler elde etmiş ve amaçları için bir mekan aramıştır. Sonunda Elbruz Dağları'ndaki Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:
"Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler."
Hasan Sabbah bu kaleye yerleştikten sonra 34 yıl boyunca ayrılmamıştır. Odasından bile çok nadir çıktığı varsayılıyor. Bu kaleye yerleştikten sonra 50'ye yakın suikast gerçekleştirmiştir. Suikastçi olarak bilinen Assassin de Hasan Sabbah'dan gelmektedir. En önemli suikasti, şüphesiz Nizamülmülk'tür.
Hasan Sabbah'ın dönemindeki ilginç olaylardan biri de şöyledir:Nizamülmülk'ün ölümünden sonra tahta geçen Muhammed Tapar'dır.O'nun da ölümünden sonra tahta Sencer'e barış elçileri gönderen Hasan Sabbah, reddedilmiştir. Bunun üzerine saraydan yandaşlar edinen Hasan Sabbah sultanın başucuna hançer saplatmıştır. Ayıldığında büyük paniğe kapılan Sencer olayı gizli tutmaya çalışmıştır. Olayın ardından bir elçi gönderen Hasan Sabbah, mesajında:
"Ben istemez miydim, o hançer sert taşa değil de sultanın yumuşacık göğsüne saplansın" demiştir. Bu olaydan sonra İsmaililer, Sencer döneminde oldukça rahatlamıştır.23 Mayıs 1124 Cuma günü ölmüştür.
Kaynak: wikipedia.org
Devamını Oku..

Osman Bey (Osman Gazi) Kimdir?

Yorum Bırak

Osman Bey Kimdir?

Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi 1258'de Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi uzun boylu, yuvarlak yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaşlıydı. Omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.

Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur, cömert ve adaletliydi. Fakirlere yedirip, giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her ikindi vakti kendi evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi.

Osman Gazi, 1281 yılında Söğüt'te Kayı Boyu'nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ilerde Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu.

Osman Gazi, Ahi Şeyhlerinden Edebali'nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şeyh Edebali'nin Eskişehir Sultanönü'ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı.


Osman Gazi bir gece Şeyh Edebali'nin dergahında misafirken, bir Rüya gördü. Sabah olunca hemen Şeyh Edebali'ye koşup, ona şöyle dedi:
"Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir Ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir Ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir

Şeyh, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi
"Müjdeler olsun ey Osman! Hak Teala, sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak, kızımda sana eş olacak."

Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e verdi. Bu evlilikten de Alaeddin doğdu.

Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris hastalığından öldü. Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık.

Erkek çocukları: Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey
Kız çocukları: Fatma Hatun
Devamını Oku..

Fazıl Hüsnü Dağlarca Kimdir?

Yorum Bırak

Fazıl Hüsnü Dağlarca 1914 yılında İstanbul'da doğmuştur.Babası asker olduğu için ilk ve ortaöğrenimi Türkiye'nin çeşitli illerinde geçmiştir. Kuleli Askeri Lise'si ve Harp okulunu bitirdikten sonra 15 yıl boyunca subaylık yapmıştır.
Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde kısa bir süre görev yaptı.İstanbul Aksaray'da kitabevini açtı.
1960-1964 yılları arasında Türkçe isimli aylık dergi çıkardı. 1970'de yayınevini kapatan Dağlarca, sadece şiirle uğraşmaya başladı.
İlk şiiri 1933'te Yavaşlayan Ömür'dür, İstanbul Dergisi'nde çıkmıştır. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek etkisi görülür. Kendine has üslubu ise 1940 yıllarında Çocuk ve Allah ile başlar. Şiirleri Sezgi ve Us olmak üzere iki dönem olarak incelenebilir. Sezgi döneminde kendine has bir şiir dili ve biçemi yaratmayı başaran Dağlarca, Us döneminde ise güçlü bir Türkçe tutkusuyla dikkat çeker.
Dağlarca Us döneminde dilin arılaştırılması adına çalışmalar yapmıştır. Evrensel temalara ağırlık vermiştir. 1970 sonrasında ise çoğunlukla çocuk şiirleri yazmış olan şairin kitapları bir çok dile çevrilerek evrenselleştirildi. Bunun yanı sıra hem Türkiye'de hem de Dünya genelinde birçok ödül almıştır.

Eserleri

  • Havaya Çizilen Dünya (1935)
  • Çocuk ve Allah (1940)
  • Daha (1943)
  • Çakırın Destanı (1945)
  • Taşdevri (1945)
  • Üç Şehitler Destanı (1949)
  • Toprak Ana (1950)
  • Aç Yazı (1951)
  • İstiklâl Savaşı-Samsun'dan Ankara'ya (1951)
  • İstiklâl Savaşı-İnönüler (1951)
  • Sivaslı Karınca (1951)
  • İstanbul- Fetih Destanı (1953)
  • Anıtkabir (1953)
  • Asu (1955)
  • Delice Böcek (1957)
  • Batı Acısı (1958)
  • Hoo'lar (1960)
  • Özgürlük Alanı (1960)
  • Cezayir Türküsü (1961)
  • Aylam (1962)
  • Türk Olmak (1963)
  • Yedi Memetler (1964)
  • Çanakkale Destanı (1965)
  • Dışardan Gazel (1965)
  • Kazmalama (1965)
  • Yeryağ (1965)
  • Vietnam Savaşımız (1966)
  • Açıl Susam Açıl (1967)
  • Kubilay Destanı (1968)
  • Haydi (1968)
  • 19 Mayıs Destanı (1969)
  • Hiroşima (1970)
  • Malazgirt Ululaması (1971)
  • Kuş Ayak (1971)
  • Haliç (1972)
  • Kınalı Kuzu Ağıdı (1972)
  • Bağımsızlık Savaşı-Sakarya Kıyıları (1973)
  • Bağımsızlık Savaşı-30 Ağustos (1973)
  • Bağımsızlık Savaşı-İzmir Yollarında (1973)
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973)
  • Arka Üstü (1974)
  • Yeryüzü Çocukları (1974)
  • Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976)
  • Horoz (1977)
  • Hollandalı Dörtlükler (1977)
  • Balinayla Mandalina (1977)
  • Yazıları Seven ayı (1978)
  • Göz Masalı (1979)
  • Yaramaz Sözcükler (1979)
  • Çukurova Koçaklaması (1979)
  • Şeker Yiyen Resimler (1980)
  • Cinoğlan (1981)
  • Hin ile Hincik (1981)
  • Güneş Doğduran (1981)
  • Çıplak (1981)
  • Yunus Emre'de Olmak (1981)
  • Nötron Bombası (1981)
  • Koşan Ayılar Ülkesi (1982)
  • Dişiboy (1985)
  • İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985)
  • Takma Yaşamalar Çağı (1986)
  • Uzaklarla Giyinmek (1990)
  • Dildeki Bilgisayar (1992)
  • İçimdeki Şiir Hayvanı (2007)
  • Mustafa Kemal'in Kağnısı
  • Yavaşlayan Ömür
Kaynak:https://tr.wikipedia.org/wiki/Faz%C4%B1l_H%C3%BCsn%C3%BC_Da%C4%9Flarca
Devamını Oku..

Nazım Hikmet Ran Kimdir?

Yorum Bırak
15 Ocak 1902 yılında Selanik'de doğdu.
Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.
İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 1913'te yazdı. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başdı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu'ya geçti. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kaldı. Bu sırada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayıydı.
Bolu'ya öğretmen olarak atandı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu.
1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanışdı. 1924'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı’28 Kanunisani’ sahnelendi. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başladı. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gitti.
1928’de af kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye geri döndü. Bu kezResimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitti.
Bu yüzden DP hükümeti tarafından ülke vatandaşlığından çıkarıldı ve Nazım Hikmet, büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçti ve Borzecki soyadını aldı.



Sözlerinden bazıları

  • Kimselere anlatamadım. Kendime bile, ola ki ağzımdan kaçırır, bir daha tutamam seni.
  • Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. Ne kötüdür ona an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması!
  • Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş. Ama sen gitme, ben cahil kalayım.
  • Yolunu beklerken daha dün gece, kaçıyorum bugün senden gizlice. Kalbime baktım da işte iyice; anladım ki sen de herkes gibisin!
  • Ve bir gün ekler Nazım Hikmet mektubunun sonuna; herkese selam sana “HASRET”
  • Yapraklara dallara, yeşillere, allara, nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara. Yaprak dala, al yeşile yaraşır, gayri bundan böyle vermem seni ellere.
  • Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!
  • Pişman değilim! Sadece dön bak arkana; ne için, nelerden vazgeçtin? Neler dururken, sen neyi seçtin.
  • Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz ölümün önünde sigaramızı.
  • Büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp ben artık kimseyi sevemem deme! Unutma ki, en güzel çiçekler mezarlıklarda yetişir.
  • Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.
  • Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması. ‘Ben’ deyip susması, ‘sen’ deyip ağlamaklı kalması.
  • Sende uzaklığı; sende ben, imkânsızlığı seviyorum. 
  • Aşkın bu denli sıradan olmadığına inanıyorum ben. Önce sıradanları yaşayacaksın ki, gerçek olanı anlayabilesin.
  • Biz başka severdik. O yüzden başka sevemedik.
  • Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin. Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için.
  • Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim; git, ne demekti sevgilim?
  • Bir gün bensizlik çalar kapını. Benli dünleri düşünür, avunursun. Sanma ki yalanlar içinde, ben gibi bir doğru bulursun.
  • Ve benim birden bire yüzünü değil, gözünü değil, sesini göresim geldi.
  • Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya.
  • Cebimde yoktu, yüreğimden verdim.
  • Belki ben sana sevmeyi öğretemem, ama sen de bana, unutmayı öğretmezsin. Belki ben sana kavuşmayı öğretemem, ama sen de bana, ayrılığı öğretemezsin.
  • Bir meltem olacak rüzgârım dahi kalmadı benim. Dağlara çarptım her esişimde. Yollara küfrettim her gidişinde.
  • İnsanlar işine gelince değil de vicdanına değince iyilik yapsalardı; bugün çıkar ilişkileri değil, gerçek sevdalar yaşanırdı!
  • İşin en aşağılık tarafı şu ki yavrum, galiba yalnızlığa alışıyorum.
  • Büsbütün unuttum seni eminim, maziye karıştı şimdi yeminim, kalbimde senin için. Yok, bile kinim, bence sen de şimdi herkes gibisin.
  • Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez.
  • Sevmek, sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma! Çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında.
  • Ne kadar seviyorsun dersen; o kadar işte. Tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin.
  • Biz; ince bel, ela göz, sütün bacak için sevmedik güzelim. Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda.
  • Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.
  • Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye işte ben onlardan değilim ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım.
  • Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim. Yaşamak: seni sevmek gibi ciddi bir iştir.
  • Ne ben sana kızarım, ne de zatın zahmet orjinalsozler.com edip bana kuşsun. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.
  • Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma! Umuda kurşun işlemez gülüm.
  • Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta.
  • İnsanların kanatları yok, insanların kanatları yüreklerinde. 
  • Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine. Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar. Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar.
  • Evet. Belki umudum kalmadı geleceğimden; ama asla pişman değilim geçmişimden.
  • Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, şiirler yazdın. Peki, o ne yaptı? Deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta.
  • Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
  • Sevdiğin müddetçe ve sevebildiğin kadar, sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe ve verebildiğin kadar gençsin.
  • İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
  • Yürekli bir kadının başı, yüreksiz bir erkeğin omzuna ağır gelir!
  • Her gelen sevmez ve hiçbir seven gitmez unutma. Bil ki; giden dönüyorsa sevdiğinden değil, kaybettiğindendir aslında!
  • Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?
  • Korkma giderken ‘b’yi alıyorum, gerisini sana bırakıyorum. Ne de olsa sen bitirdin bizi. Öyleyse sende kalmalı ‘izi’.
  • Yazılarım otuz-kırk dilde basılır, Türkiye’mde Türkçemle yasak!
  • Kim bilir; masalınızın kahramanı, başka bir hikâyenin figüranı olmaya gitmiştir belki de. Değer mi gitmesine, gitmezdi değmese.
  • Pişman değilim yaşadıklarımdan, öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.
  • Ne ben Sezarım, ne de sen Brütüssün. Ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana kuşsun. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.
  • Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır.
  • Ellerine dokunmak isterim, dokunamam arkasından camın. Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm, alacakaranlığımda oynadığım dramın.
  • Vicdanla birlikte, şeref ararım ben sevdiklerimde. Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim; zaman gelir, şerefsizleri” de severim.
  • Hapşurduğumda; çok yaşa, iyi yaşa yerine benimle yaşa deseydi keşke. Bende; sen de gör değil de, emrin olur deseydim sessizce.
  • Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye, ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım. Ama seninle bir başka yaşarım.
  • Artık ne geri gelmeni beklerim ne de ben gelirim. Nasılsa ben bir şey kaybetmedim, sen bensizliği seçtin. Karar senin.
  • Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne. 
  • Benim sevdasında bencil; ama yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim: ne güzel darma duman ediyorsun beni. 
  • Yağmur yağıyordu boyuna, sözü onlar alıp dediler ona : “Daha pazar kurulmadı kurulacak. Esen rüzgâr durulmadı durulacak. Boynu daha vurulmadı vurulacak. 
  • Memleketimi seviyorum: çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
  • Özlemin azı çoğu olmaz, ağırdır işte.
  • Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini.
  • Gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar, malı mülkü, aklı fikri, canı neyi varsa verebilmeli büyük hürriyete şiirlerimiz.
  • Bilmezden gelişim, aptala yatışım kaybetme korkumdan değil; karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır. 
  • Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır. 
  • Topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhat’tır. Kerem’dir. Ve Keloğlan’dır. 
  • Geçtim putların ormanından baltalayarak, ne de kolay yıkılıyorlardı. 
  • Memleketim: Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
  • Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu.
  • Benim idealimdeki rejim olsa, ben de seni astırırdım. Sonra da darağacının altına oturup hüngür hüngür ağlardım! (Necip Fazıl’ın “Benim idealimdeki rejim olsa seni astırır, sonra da mezarını türbe yaptırırdım” sözüne cevaben) 
  • Büyük insanlığın toprağında gölge yok, sokağında fener, penceresinde cam, ama umudu var büyük insanlığın, umutsuz yaşanmıyor.
  • Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği, elimi sıkarken sapladığı bıçak. Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
  • Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır. Acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü.
  • Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.
Kaynak:Bilgiustam.com, orjinalsozler.com

Devamını Oku..

Cemal Süreya Kimdir?

Yorum Bırak
1931 yılında Erzincan'ın Pülümür ilçesinde doğmuştur. Zaza asıllıdır. Asıl adı Cemalettin Seber'dir. Bahasının adı Hüseyin, annesinin adı Gülbeyaz'dır. 1938'deki Dersim isyanından sonra ailesiyle Bilecik'e sürgün edilmiştir.
İlkokul'a İstanbul'da başlamış, 3. sınıftan sonrasını Bilecik'te devam eder. Babasından habersiz parasız yatılı sınavına girerek Haydarpaşa Lisesi'ni kazanarak mezun olur.Üniversiteyi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası Yönetim Kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur.


Ağustos 1960'tan itibaren Papirüs dergisini yayınlamıştır. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
Çoğunlukla Şair yanıyla tanıdığımız Cemal Süreya, Türk Edebiyatı'nın en iyi şairlerinden biridir. Aşk ve ayrılığın fazlasıyla işlediği şiirleri meşhurdur.






Eserleri-Şiir

  • Üvercinka (1958)
  • Göçebe (1965)
  • Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973)
  • Sevda Sözleri (1984, Üvercinka, Göçebe, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Uçurumda Açan-1984- ile birlikte)
  • Güz Bitigi (1988)
  • Sıcak Nal (1988)
  • Sevda Sözleri (1990, 1995, tüm şiirleri)
  • Korkarak Vinç
  • Uzaktan Seviyorum Seni

Kaynak: Vikipedia


Sevilen birkaç dörtlüğü


Ölüyürum tanrım.
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir..

Üstü kalsın..

Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,Daha çok seviyorum Cansever'i, Uyar'ı, Can Yücel'i,Bir de Fethi Naci'yi,ve elbet Mustafa Kemal'i.

Uzaktan seviyorum seni.. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan.. Sadece seviyorum.
Devamını Oku..

Ömer Hayyam Kimdir

Yorum Bırak
1048-1131 yılları arasında yaşamış olan, filozof, matematikçi, astronom ve bu sayısal bilimlerin yanında da şairdir. İran kökenlidir. Asıl adı Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam'dır.
Mahlası Hayyam'dır. Nişabur'ludur. Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad tarafından eğitilmiştir. Hayyam ikisiyle de arkadaşlığını kesmemiştir.
Hayyam adını babasının mesleğinden almıştır. Hayyam, çadırcı demektir.
Günümüzde kullanılan miladi ve hicri takvimden çok daha hassas olan, Celali Takvimi'ni hazırlamıştır.Binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam üçgeni adında matematik hesap cetveli mevcuttur.

Yazılı Eserleri


  1. Ziyc-i Melikşahi. (Astronomi ve takvime dair, Melikşah'a ithaf edilmiştir)
  2. Kitabün fi'l Burhan ül Sıhhat-ı Turuk ül Hind. (Geometriye dair)
  3. Risaletün fi Berahin İl Cebr ve Mukabele. (Cebir ve denklemlere dair)
  4. Müşkilat'ül Hisab. (Aritmetiğe dair)
  5. İlm-i Külliyat (Genel prensiplere dair)
  6. Nevruzname (Takvim ve yılbaşı tespitine dair)
  7. Risaletün fil İhtiyal li Marifet. (Altın ve gümüşten yapılmış bir cisimde altın ve gümüş miktarının bilinmesine dair. Almanya Gotha kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
  8. Risaletün fi Şerhi ma Eşkele min Musaderat (Öklid'in bir probleminin çözülmesi metoduna dair, Hollanda Leiden kütüphanesinde bir nüshası vardır. F. Woepcke fransızcaya çevirmiştir.)
  9. Risaletün fi Vücud (Felsefede ontoloji bahsine dair. Britanya kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
  10. Muhtasarun fi't Tabiiyat (Fizik İlmine dair)
  11. Risaletün fi'l Kevn vet Teklif (Felsefeye dair).
  12. Levazim'ül Emkine (Meskûn yerlerin iklimi ve hava değişikliklerine dair)
  13. Fil Cevab Selaseti Mesâil ve fi Keşfil Hicab (Üç meseleye cevap ve alemde zıtlığın zorunlu olduğuna dair)
  14. Mizan'ül Hikem (Pırlantalı eşyaların taşlarını çıkarmadan kıymetini bulmanın yöntemine dair)
  15. Abdurrahman'el Neseviye Cevab (Hak Teâlâ'nın alemleri yaratmasının ve insanları ibadetle yükümlü kılmasının hikmetine dair)
  16. Nizamülmülk (Arkadaşı olan vezirin biyografisi)
  17. Eş'arı bil Arabiyye (Arabça rûbaileri)
  18. Fil Mutayat (İlim prensipleri)
Kaynak:Wikipedia


Astronomi ve matematiğe meraklı olan Hayyam, aynı zamanda Rubai de yazmıştır. Şairliğiyle yazdığı rubailer günümüze kadar gelmiştir. 400'den fazla rubaisi olan Hayyam'ın rubaileri Türkçe'ye çevrilmiştir. 

Sevilen rubailerinden bazıları...

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz
İki başımız var, bir bedenimiz
Ne kadar dönersem döneyim çevrende
Er geç başbaşa verecek değil miyiz?


Kim demiş haram bilmez Hayyam
Ben haramla helali karıştırmam
Senle içilen şarap helaldir
Sensiz içilen su bile haram


Celladına aşık olmuşsa bir millet,
İster ezan ister çan dinlet.
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,
Müstehaktır ona her türlü zillet.


Görsel olarak hazırladığım diğer rubaileri için tıklayınız...
Devamını Oku..